Candan Erçetin dinliyorum, uzun yıllar sonra.. "Sitem" çalıyor, ardarda..Zaman geçiyor, belki çok klişe ama insan sadece seyirci kalabiliyor kimi kez.. /Ve bunu bile yaşayarak öğreniyor.
Bulması en kolay şeymiş; Bahane.. "Her güne 1 Bahane", hani şu çok sevdiğim "Her güne 1 Masal/Oyun/Ninni/Hikaye" serisi gibi.. Mesela ilk gün kış geldi dedim, ikinci gün muayyen günüm yaklaşıyor, üçüncü gün yorgun ve uykusuzum, dördüncü gün 1 ay oldu şu gripten kurtulamadım dedim, sonra çorabım kaçtı, karnım acıktı, kalemim kayboldu, yağmurda donuma kadar ıslandım, maketimi beğenmedim, servisi kaçırdım.. Bugünse bakıyorum 10 gün olmuş; Ankara'da hava çok güzel, ben uykumu aldım, kalemlerim yanımda, yemek yedim,,.. Oysa ilk günden beri biliyorum; ben sadece çok özlüyorum. Her gün karşımda miniminnacık yaşındaki fotoğrafta uyuyan yüzü, sesi, soluğu, kokuyu, teni, yüzü, eli, kolu, adı, yürüdüğümüz sokakları, yediğimizi içtiğimizi, gözyaşlarımızı, planlarımızı, sözlerimizi, her yaralanışımızda yeniden ayağa kalkışımızı, murnunu, sıcak çikolatayı, sahlebi, bencil tavuğu, bir açmayı paylaşmayı, zzpeed'te oturmayı, real'e yürüyerek inip banklarda dinlenmeyi, elini hiç bırakmamayı, kivikuvivu yapmayı, öpmeye doymamayı, yanında olmayı, yanında duymayı, yanımda durmanı, kedilerini, külahımdaki çikolatayı, maraş çöreğini, kuru dutu, yolları, yolculukları, kirli saçları, trende üşümemek için sarılmayı, Ankara'yı bile sevmeyi, seni gülerken görmeyi, jadore'u, çocukken birlikte büyümemizi, türküleri, Nazlı'yla Şefik'i, Saka Salim'i, yurdun önündeki bankı, patikayı, pide-ayranı, aşti'de seni beklemeyi, Eylül'ü, kır çiçeklerini, verdiğin ilk ve tek gülü, bakırcıları, Eski Maraş'ı, Kabataş iskelesini.. SENİ, sadece SENİ!
Ne "öğreniyor insan" ne de "alışılır zamanla" safsatalarına inanıyorum. Her el-yüz-ses istiyor, bekliyor, yalan söylüyor, gerçek olmuyor, parçam olmuyor..
Olmuyor istesem de! Ama olsun! Yoksa hiç olmayacak, hiç oldurulamayacak; hep yarım kalacak, eksik olacak.. Hasret olacak..
Işıksız kaldım ben..




























